Ashâb-ı Kirâm, Allah Resûlü'nün (s.a.v.) nurundan doğrudan feyz almış, onunla yaşamış ve onun ilminin, hikmetinin canlı taşıyıcıları olmuşlardır. Onlar yıldızlardır; kim onlara tâbi olursa hidayete erer. Bu hakikati bizzat Efendimiz (s.a.v.) şöyle ifade buyurmuştur:
"Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz."
(Hadis - Beyhakî, el-Medhal, 233)
Keramet sadece sonraki evliyalara mahsus değildir; Ashâb-ı Kirâm’ın her biri, Resûlullah’ın (s.a.v.) terbiyesinde kemâle ermiş kamil velilerdir. Fakat Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) nübüvvet nurunun parlaklığı altında, yıldızlar nasıl gündüz görünmezse, onların kerameti de onun mucizeleri karşısında gizlenmiştir.
Hazret-i Ömer’in, üç aylık mesafeden “Yâ Sâriye el-Cebel!” diye nida etmesi; Abdürrezzak Hazretleri'nin ders halkasında Hızır (a.s.)’ın bulunması; Allah dostlarının sırlarla dolu hayatına işaret eder.
Nitekim Kur’ân’da şöyle buyrulur:
"İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."
(Yûnus Suresi, 62)
"Bizim yolumuzun başı edep, ortası edep, sonu yine edeptir." – Bu söz de işaret eder ki, tasavvuf, insanı edep ile insan yapan bir hakikat yoludur.
Bir çocuğun ağzından gelen “Âlem-i ervahtan tanıdım seni” sözünden, Cenâb-ı Hakk’ın kullarını daha ruhlar âleminde seçtiğini anlarız:
"Ve hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini kendilerine şahit tutmuştu: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti. Onlar da: ‘Evet (Rabbimizsin), şahit olduk.’ dediler."
(A’râf Suresi, 172)
Ebü’d-Derdâ Hazretleri’nin ölümü, nefs muhasebesini ve Allah’a vuslatı hatırlatan öğütleri; bizlere, ibadetlerin şekil değil, şuur ile yapılması gerektiğini tekrar tekrar öğretiyor. Cenaze namazı, mezarlık ziyareti ve hastaları görmek; kalbi rikkat ve haşyet ile Allah’a bağlayan hallerdir.
"Size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım; artık onları ziyaret edin. Çünkü bu ziyaret, size ahireti hatırlatır."
(Hadis – Müslim, Cenâiz 106)
Son olarak, Allah’ı unutanlar için yeryüzü bir oyun sahnesine dönüşür. Ama O’nu hatırlayanlar için her varlık bir tefekkür sebebidir. Kur’ân şöyle haber verir:
"Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin!"
(Ahzâb Suresi, 41-42)
Bu sohbet, kalplere tesir eden bir çağrıdır: Kendini bulmak isteyen, Allah’a yönelmeli; Allah’ı sevmek isteyen, Resûlü’nü (s.a.v.) örnek almalıdır.
"De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin..."
(Âl-i İmrân Suresi, 31)
Информация по комментариям в разработке