DÖRDÜNCÜ SIR
Hadsiz kesret içinde Vâhidiyet tecellisi, hitâb‑ı اِيَّاكَ نَعْبُدُ demekle herkese kâfi gelmiyor. Fikir dağılıyor. Mecmûundaki vahdet arkasında Zât‑ı
Ehadiyeti mülâhaza edip,
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ
demeye, Küre‑i Arz vüs'atinde bir kalb bulunmak lâzım geliyor. Ve bu sırra binâen, cüz'iyâtta zâhir bir surette sikke‑i Ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nevide sikke‑i Ehadiyeti göstermek ve Zât‑ı Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem‑i Rahmâniyet içinde bir sikke‑i Ehadiyeti gösteriyor. Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ
deyip, doğrudan doğruya Zât‑ı Akdese hitap ederek müteveccih olsun.
İşte, Kur'ân‑ı Hakîm, bu sırr‑ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın dâire‑i âzamından, meselâ semâvât ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir dâireden ve en dakik bir cüz'îden bahseder; tâ ki zâhir bir surette hâtem‑i Ehadiyeti göstersin. Meselâ, hilkat‑i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat‑i insandan ve insanın sesinden ve sîmâsındaki dekàik‑ı nimet ve hikmetten bahis açar. Tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Ma'bûdunu doğrudan doğruya bulsun.
Meselâ,
وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَ اَلْوَانِكُمْ
âyeti, mezkûr hakikati mûcizâne bir surette gösteriyor.
Evet, hadsiz mahlukatta ve nihâyetsiz bir kesrette Vahdet sikkeleri, mütedâhil dâireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâı ve mertebeleri vardır. Fakat o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir. Hakikî hitâbı tam temin edemiyor. Onun için, Vahdet arkasında Ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır, tâ ki kesreti hatıra getirmesin, doğrudan doğruya Zât‑ı Akdese karşı kalbe yol açsın.
Hem, sikke‑i Ehadiyete nazarları çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke‑i Ehadiyet üstünde gayet câzibedâr bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuûrun nazarlarını celb eder, kendine çeker ve Ehadiyet sikkesine îsâl eder. Ve Zât‑ı Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan,
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ
deki hakikî hitâba mazhar eder.
İşte, Bismillâhirrahmânirrahîm, Fâtiha'nın fihristesi ve Kur'ân'ın mücmel bir hülâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr‑ı azîmin ünvânı ve tercümânı olmuş. Bu ünvânı eline alan, rahmetin tabakàtında gezebilir. Ve bu tercümânı konuşturan, esrâr‑ı rahmeti öğrenir ve envâr‑ı Rahîmiyeti ve şefkati görür.
📕RNK-Lem'alar📕
Maltepe Eğitim Kültür İlim Derneği (MEKİM)
Videolardan haberdar olmak için linke tıklayarak ABONE OLUN
🔗http://mekim.org/paylas/yt-abone-ol
MEKİM
🔗 / mekimmaltepe
🔗 / mekimmaltepe
🔗 / mekimmaltepe
🔗https://vimeo.com/mekim
🔗https://www.mekim.org
Информация по комментариям в разработке