Selamın aleyküm Kıymetli dostlarım… Bazen insanın kaderi, unutulmuş bir köşede, sessizliğin ve toprağın içinde yazılır. Bu hikâye de, ibretle anılacak böyle bir hayatın izini taşır.
Zamanın unuttuğu, yolu izi kaybolmuş uzak bir köyde, eski ve ürpertici bir mezarlığın kıyısında Muhammet Ali adında bir adam yaşardı. Muhammet Ali, gelip geçici bir mezar kazıcısı değildi; sanki bu toprağın bir parçasıydı. Sessizliği de onunla birlikte yaşlanmıştı. Saçları bembeyaz olmuş, esmer yüzünü kırışıklıklar kaplamıştı; yüz hatları, her gün kazdığı taşlı toprağa benzemişti. Öyle bir hayat sürüyordu ki, yaşadığı zorluk bazen ölümden bile ağır gelirdi. Mezarlığın dış duvarına bitişik, çamurla samanla yapılmış, yıkılmaya yüz tutmuş küçük bir odada kalırdı. Sanki oraya, gidenlerin ruhuna bekçi olsun diye bırakılmıştı.
Dünyada onu oyalayacak bir eşi yoktu, yaşlılığın yükünü hafifletecek bir evladı da yoktu. Eline çok para geçmezdi; ne kendini geçindirecek kadar, ne de insanın el açıp mahcup olmasını engelleyecek kadar kazanırdı. Yiyeceği çoğu zaman kuru ekmek kırıntısından ibaretti. O kırıntıları suyla ıslatır, zorla çiğnerdi; çünkü yetersiz beslenmeden dişlerinin çoğu dökülmüştü. Buna rağmen Muhammet Ali’nin içinde tuhaf bir razı oluş vardı. Kazma kürekten çatlayan, nasır tutmuş elleri, gecenin en sessiz vaktinde dua için göğe kalktığında, sanki yolunu biliyordu.
Köy halkı gece olunca onun odasının önünden geçmek istemezdi. Mezarlığın korkusu yetmezmiş gibi, Muhammet Ali’nin üstüne sinmiş ölüm kokusundan da ürkerlerdi. Çoğu kimse, Ona hem acıyarak hem de çekinerek bakardı. Köy halkı, ancak ölüm kapılarını çaldığında Muhammet Ali’nin hatırlardı. Bir evden cenaze çıktığında koşup gelir, yeni bir mezar kazmasını isterlerdi. İşte o anlarda Muhammet Ali…işini sessizlik ve vakar içinde yapardı. Alnının teriyle toprağı kazar, kimseden teşekkür ya da övgü beklemezdi. Razı olduğu tek şey, verilen az bir ücretti; o da çoğu zaman bir günlük ihtiyacını bile zor karşılar, ertesi güne yetmezdi.
Soğuğun iyice bastırdığı bir geceydi. Rüzgâr, mezar taşlarının arasından geçerken boğuk bir inleme gibi ses çıkarıyordu. Muhammet Ali, ateşi sönmeye yüz tutmuş küçük bir ocağın başında oturuyordu. Yırtık abasına sarılmış, dondurucu soğuktan korunmaya çalışıyordu. O gece açlık karnını her zamankinden daha fazla sıkıyordu; fakat yiyecek hiçbir şey bulamamıştı. İşte böyle Düşüncelere dalmışken, bir anda alışılmadık bir gürültü duydu. Ses, mezarlığın doğu tarafındaki duvarın oralardan geliyordu.
Gürültü hızla yaklaşıyordu. İçinde öfke ve kışkırtma olan çocuk çığlıkları duyuluyor, araya bir köpeğin acı ve korku dolu havlaması karışıyordu. Bu bir saldırı havlaması değildi; sanki canı yanmış, sıkışmış bir canlının yardım çağrısıydı. Muhammet Ali kendini toparladı, yorgun ayaklarının üzerine kalktı. Tahta asasını aldı ve sesin geldiği tarafa doğru yürüdü. Bu mezarlık, onun gözünde sıradan bir yer değildi; burada olup biten her şeyin bir edebi, bir ağırlığı vardı. #diniveibretlikhikayeler #ibretlikhikaye #yapayzeka #seslikitap #dinihikayeler
⚠️ DİKKAT! :
Bu kanalda paylaşılan tüm hikâyeler, menkıbeler ve kıssalar; dini-ahlaki öğüt amacıyla hazırlanmış (ANONİM ESERLERE DAYANAN) anlatımlardır.
Videolarda kullanılan metinler; farklı kaynaklardan esinlenilerek yeniden düzenlenmiş, anlatım dili değiştirilmiş ve özgün anlatım şeklinde hazırlanmıştır. Anlatımın amacı bilgi vermek, ibret sunmak ve kültürel aktarım sağlamaktır.
Videolarda kullanılan görseller ve videolar:
Telifsiz içeriklerden,
Lisanslı platformlardan,
Ya da yapay zekâ ile oluşturulan özgün görsellerden
oluşmaktadır.
Bu kanalda paylaşılan içerikler; hiçbir kişi veya kurumu hedef almak, küçük düşürmek ya da zarar vermek amacı taşımaz. Hikâyelerde geçen kişi ve olaylar tamamen ibret ve ders amacıyla anlatılmaktadır.
Информация по комментариям в разработке