ÖZET
1. Carr'a göre: "Bugün her gazeteci bilir ki, kamuoyunu etkilemenin en etkin yolu, uygun olguların seçilmesi ve düzenlenmesidir. Olguların doğrudan doğruya kendilerinin konuştukları söylenirdi. Bu, elbette, doğru değildir. Olgular yalnızca tarihçi onlara başvurunca konuşurlar; hangi olgulara, hangi sıra ya da bağlam içinde söz hakkı verileceğini kararlaştıran tarihçidir."
Carr, bir olgunun tarihi bir olgu haline gelmesinin, tarihçinin yorumuyla olan ilişkisine bağlı olduğunu savunur. "Bu yorum ögesi her tarihi olgunun içinde vardır."
Carr, tarihçinin geçmişle kurduğu ilişkinin dinamik olduğunu vurgular: "Tarihçi ile olguları arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog." Tarihçinin, çalıştığı döneme kendi çağının gözüyle baktığını ve geçmişin sorunlarını bugünün sorunlarının anahtarı olarak incelediğini belirtir.
2. Carr, tarihsel süreçte birey ile toplumun ayrılmaz ve birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu savunur. "Toplum ve birey birbirlerinden ayrılamaz, karşıt değil birbirlerine gerekli ve tamamlayıcıdırlar."
Carr, tarihte "büyük adamlar"ın rolünü de ele alır. Bireysel eylemlerin genellikle niyetsiz sonuçları olduğunu ve toplumsal güçlerin bu sonuçları şekillendirdiğini belirtir. Carlyle ve Lenin'in "siyaset kitlelerin bulunduğu yerde başlar" şeklindeki sözlerine atıfta bulunarak, tarihte önemli olanın bireylerin kişilikleri değil, adsız milyonların oluşturduğu toplumsal güçler olduğunu savunur.
Büyük adamların tarihteki rolüne ilişkin olarak, Carr, Hegel'in tanımını benimser: "Çağın büyük adamı, çağının istemini dile getirebilen, çağına isteminin ne olduğunu söyleyebilen ve bu istemi yerine getirebilen kişidir. Onun yaptığı, çağının yüreği ve özüdür; o çağını gerçek kılar." Büyük adamlar, ya var olan güçleri temsil eder ya da yeni güçlerin oluşumuna yardımcı olurlar.
3. Carr, tarihin bir bilim olup olmadığı tartışmasına da girer. 19. yy bilim anlayışının "önce olgularınızı toplayın, sonra bunları yorumlayın" şeklindeki tümevarımcı yöntemine karşın, modern bilimin hipotez ve gerçeklik arasındaki etkileşimle ilerlediğini belirtir.
Carr, tarihin benzersiz olaylarla ilgilendiği, dolayısıyla genellemelerin mümkün olmadığı görüşünü eleştirir. Tarih, genellemelerle beslenir ve bu genellemeler, geçmişi anlama ve gelecekteki eylemlere rehberlik etme amacı güder.
Nedensellik konusunda Carr, tarihçinin görevinin olayların nedenlerini araştırmak olduğunu vurgular. Tek bir nedene bağlı kalmak yerine, olayların birden çok nedenini, bu nedenler arasında bir hiyerarşi kurarak açıklamaya çalışır.
Carr, tarihte determinizm (gerekircilik) ve rastlantı sorunlarına da değinir. Popper ve Berlin'in determinizme karşı eleştirilerini ele alarak, gündelik hayatta bile her olayın bir nedeni olduğuna inandığımızı belirtir. Rastlantının ise, tarihçinin anlamlı bulduğu neden-sonuç dizilerinin arasına giren, ancak genel yorumun içine dahil edilemeyen ilgisiz olaylar olduğunu savunur. Kleopatra'nın burnu ya da Lenin'in erken ölümü gibi olaylar, tarihin akışını etkilese de, tarihsel anlamda bir genellemeye yol açmadıkları sürece "rastlantısal" kabul edilirler.
Ahlaki yargılar konusunda Carr, tarihçinin kişisel ahlak yargılarında bulunmaması gerektiğini belirtir. Ancak, olaylar, kurumlar veya siyasetler hakkında ahlaki yargılarda bulunmanın tarihçinin görevinin bir parçası olduğunu ifade eder. Carr, soyut kavramların (özgürlük, eşitlik, adalet) tarihsel bağlam içinde anlam kazandığını ve değerlerin olgulardan ayrılmaz olduğunu vurgular.
4. Carr, ilerleme kavramının evrimden farklı olduğunu vurgular: evrim biyolojik kalıtımla, ilerleme ise kazanılmış becerilerin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla ilgilidir. "Tarih, edinilmiş becerilerin kuşaktan kuşağa iletilmesi içinde bir ilerlemedir." İlerlemenin belirli bir başlangıcı ve sonu olduğu varsayımına karşı çıkar; ilerlemenin sonsuz ve sürekli değişen bir süreç olduğunu savunur.
Carr, 20. yy'daki kötümserliğe rağmen, tarihte ilerlemeye olan inancını sürdürür. Ona göre, "ilerlemeye inanmak, otomatik ya da kaçınılmaz herhangi bir sürece değil, insan yeteneklerinin ilerleyen gelişmesine inanmak anlamındadır." Bu ilerleme, maddi kaynakların, bilimsel bilginin ve teknolojik egemenliğin birikimiyle birlikte, insanın çevresine ve kendisine olan egemenliğinin artmasını ifade eder.
Son olarak Carr, tarihin ufuklarının genişlemesi üzerine odaklanır. 15. ve 16. yy'daki yeni kıtaların keşfiyle başlayan coğrafi değişimlerin, 20. yy'daki Asya ve Afrika devrimleriyle çok daha geniş bir kapsam kazandığını belirtir. Tarihin artık sadece Batı Avrupa veya İngilizce konuşulan dünyanın değil, tüm dünya halklarının ve kültürlerinin deneyimlerini kapsadığını vurgular.
Carr, modern toplumdaki bilgi birikimini ve bireyselleşmeyi ilerlemenin işaretleri olarak görür. Ekonomik yasaların nesnelliği inancından, ekonominin bilinçli planlanabilir olduğu inancına geçişin, aklın insan işlerine uygulanmasındaki bir ilerleme olduğunu ifade eder.
Информация по комментариям в разработке