Eşi tarafından defalarca aldatılan eşini de defalarca aldatan meksikanın en büyük sanatçısının hikayesi bu... Yatalak kaldığında bile ilişkilerinden vazgeçmeyen, tahta bacak ünvanıyla nam salan, kangren yüzünden ayağı kesilen, ünlü ressam picassonun kalbini çalan, tarihin en karizmatik biseksüeli olan,boks maçlarını izlerken erkeklerle tekila içme yarışı yapan, sürekli düşük yaptığı için hayatı boyunca çocuklara hasret kalan belki de dünyanın en güçlü kadınının hikayesi bu... Kafasında çiçekleriyle, resme olan aşkıyla, yaşadığı onca acıya ve özleme inat dimdik durup hayata sarılan bir öykü bu... Resim denildiğinde kafasında koca güllerle bezeli figürüyle hemen akla gelen, "Bir ressam olarak doğdum" diyecek kadar kim olduğunun farkında ve "Bir fahişe olarak doğdum" diyecek kadar da cesur, hayatı mücadeleyle geçmiş bir kadın, Frida Kahlo. Tuvalinden bize yansıyan sadece gerçekler ve acıydı yani hayatın ta kendisiydi...
1907 yılında yahudi bir baba kızıldereli bir annenin çocuğu olarak meksikada doğduğunda başına geleceklerden habersiz gözlerini açmıştı dünyaya. Ancak daha sonra frida doğum yılını 7 temmuz 1910 olarak değiştirecekti. Çünkü o gün Meksika Devrimi'nin gerçekleştiği gündü. Çünkü Frida, Meksika'yla birlikte yeniden doğmuş olmayı istiyordu. Frida, annesini nazik, sevecen, zeki ama aynı zamanda zalim bir kadın olarak tanımlıyordu. Ayrıca annesi onun deyimiyle fanatik bir şekilde dindardı. Bunun yanında babasını, yazdığı günlüklerde her zaman mükemmel bir figür olarak tanımlamıştı. Babası, şefkatli kolları ve çalışkanlığıyla gözünde mükemmel sözcüğünün karşılığıydı. Ne zaman bir derdi olsa, babası anlayışla onun yanındaydı. Henüz 6 yaşındayken çocuk felci geçiren Kahlo için bu hastalık, ölüme çelme attığı ilk hamlesiydi. Çünkü o zamanlar pek çok çocuk bu hastalıktan dolayı yaşamını yitiriyordu. Frida hastalıktan kurtulmuştu kurtulmasına ama sağ bacağı sol bacağına göre çok incelmişti. Artık hayatı boyunca biraz aksak yürüyecekti...Çocuk felcinden Frida Kahlo’ya yadigar kalan ince bacağı ona “tahta bacak Frida” gibi hoşlanmadığı lakaplar takılmasına neden olmuştu. Çocukken örmeye başlamıştı kader ağlarını. Artık onun adı, Tahta Bacak Frida'ydı. Frida bacağının görüntüsünü kapatmak için giydiği uzun eteklerle, bu utancını hep kapatmaya çalışacaktı ne kadar bir utanç olmasa da etrafındaki çocukların onun bacağıyla alay etmesi onun ruhsal durumunu etkilemişti. Babası hep bir erkek çocuk istemişti frida da bunu içten içe hep biliyordu o yüzden erkek gibi giyinmeye başladı babasını az da olsa mutlu edebilmek için.
Yıllarca geçirdiği hastalığın bıraktığı enkazı yaşayan Frida, tıp okumaya karar verdi. Çabalayan hırslı yanı tıp eğitimi için bir ilki başarmıştı. Çünkü Meksika'da Ulusal Hazırlık Okulu Tıp Eğitimi Bölümü'ne kabul edilen ilk kız öğrencilerden biriydi. Frida burada kendini sanat, felsefe, edebiyat alanlarında çok geliştirdi. Çünkü ilerde Meksika'da önemli adamlardan olacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda ve Alfonso Villa, Frida'nın okul arakadaşlarıydı. 17 Eylül 1925 günü, Frida ve sevgilisi Alejandro Gomez otobüsün peşinden koşup onu yakaladıklarında sıradan bir gün geçiriyorlardı ta ki otobüs tramvayla çarpışıncaya kadar. Birçok kişinin öldüğü kazada Frida ağır yaralı olarak kurtulmuştu. Kalın bir metal çubuk karnından girmiş kalçasından bel omurlarını zedeleyerek çıkmıştı. Frida'nın son hatırladığı güneşli bir günde çarpma sesinden sonra havada dağılan altın tozlarıydı. Frida hastaneye götürüldüğünde omurgasının bel bölgesinde üç yerin, köprücük kemiğinin ve iki kaburgasının da kırık olduğu anlaşıldı. Ayrıca geçirdiği felçten sonra incelmiş olan sağ bacağı 11 yerden kırılmış, sol omzu çıkmış ve leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı. Herkes onun ölmesini beklerken o ayrılmış parçalarından yeniden bir bütün oldu. Bir aylık hastane yatışı ve hastalık boyunca 32 ameliyatından sonra Frida'nın yatalak bir hasta olarak kalacağı düşünüldü. Hayatı doktorlar, korseler ve yatağı arasında geçiyordu. Ama o acılarını yansıtmadı. 1954'e geldiğimizde ise felçten incelmiş sağ bacağı kangren olacak ve kesilecekti ama o zamana kadar yaşacayacakları bunun yanında devede pireydi... Frida'nın hastalığı karşısında babasının da beli bükülmüştü. İşleri artık kötüye gidiyor ve sara nöbetleri artıyordu. Frida'nın bakım masraflarını artık karşılayamayan babası, çareyi evdeki değerli eşyaları satmakta bulmuştu. Piyanosu ve kitapları dışında her şey satıldı. Babası frida için güçlü durmaya çalışıyor, Frida da acısını ve üzüntsünü ona hissettirmemeye çalışarak elinden gelen tek şeyi yapıyordu. Babası onu hayata bağlayan güçlü bir halattı ama annesi de Frida'nın kendisine bakmaktan vazgeçmemesi için tavana bir ayna yaptırmayı akıl etmişti. İlk tepkisi parçalanmış bedenine karşı bir çığlık olsa da, sonra aklına gelen şey bu bedenin resimlerini yapmak oldu. Aynadaki kişi kendisinden çok uzakta ve bir o kadar da yakındı. Aynadaki kendisiyle yeniden tanışmak için bulduğu bu yol zamanla onu resme daha çok itecekti.
Информация по комментариям в разработке