Fransız Generali Querette 'Bir Sütçü Bizi Durduramaz' Sandı — Sütçü İmam'ın O Tek Kurşunu 22 Günlük Maraş Direnişini Başlattı, 5.000 Fransız Askeri Şehre Gömüldü
30 Ekim 1919, Maraş Sokakları. Şehirde uğursuz bir sessizlik değil, tam tersine, yaklaşan felaketin gürültüsü vardı. İngiliz askerleri, şehri sessizce terk ediyordu. Yerlerini, çok daha gürültülü, çok daha kibirli ve yanlarında intikam yeminleri etmiş Ermeni Lejyonerleriyle birlikte gelen Fransız birliklerine bırakıyorlardı.
Bu, tarihi bir olayı eğitim amaçlı anlatan bir belgeseldir. İçerikte askeri strateji ve savaş unsurları bulunmaktadır.
Fransız İşgal Komutanı General Querette, Maraş Kalesi'nin eteklerindeki karargahına yerleşirken, penceresinden şehri süzüyordu. Yanındaki subayına döndü. Sesi, tipik bir sömürge valisinin kibrini taşıyordu.
"İngilizler çok yumuşaktı," dedi Querette. "Bu halk, disiplinden anlar. Onlara Fransız medeniyetini getirdik. Biraz zorla da olsa öğrenecekler."
Querette için Maraş, haritada sadece bir noktaydı. Kilikya bölgesinin stratejik bir parçası. Karşısındaki Türk halkını ise "savaş yorgunu, silahları elinden alınmış, bitik bir köylü topluluğu" olarak görüyordu.
"İstihbarat raporlarına göre halkta huzursuzluk var efendim," dedi Yüzbaşı Andre. "Silah sakladıkları söyleniyor."
Querette güldü. "Silah mı? Eski çakmaklı tüfekler mi? Bırakın oynasınlar. Karşılarında modern Fransız ordusu var Yüzbaşı. Birkaç köylü isyan etmeye kalkarsa, onları sinek gibi ezeriz."
Ancak General'in göremediği şey, şehrin sokaklarına sinmiş o barut kokusuydu. İngilizler giderken "uslu" duran Maraşlı, Fransızların şehre Ermeni çeteleriyle girmesini bir "ihanet" ve "namus meselesi" olarak görmüştü.
31 Ekim 1919: Tarihin Kırıldığı An
Uzunoluk Hamamı'nın önü. Hava serindi. İkindi vaktiydi. Hamamdan yeni çıkmış Türk kadınları, çarşaflarına bürünmüş, evlerine doğru yürüyorlardı.
Tam o sırada, devriye gezen bir grup Fransız askeri ve Ermeni Lejyoneri sokağa girdi. Sarhoştular. Zaferin ve gücün verdiği o tehlikeli sarhoşluk. Gözleri kadınlara takıldı.
İçlerinden biri, lejyoner üniformalı asker, kadınların önüne geçti. Sırıtarak o meşhur, o lanetli cümleyi kurdu: "Burası artık Türk memleketi değildir. Fransız müstemlekesinde peçe ile gezilmez!"
Elini uzattı. Kadının peçesini yırtmaya çalıştı. Kadın çığlık attı. "Yok mu bir din kardeşim! Namusum elden gidiyor!"
Hamamın köşesinde, küçük bir dükkân vardı. İçeride süt satan, kendi halinde, sakallı, mütevazı bir adam oturuyordu. Adı Ali'ydi. Ama herkes onu Sütçü İmam olarak bilirdi. Sütçü İmam, dindar bir adamdı. Karıncayı incitmekten sakınırdı. Siyasetle, askerlikle işi olmazdı.
Ama o çığlık... O çığlık, yüzyıllardır bu topraklarda yankılanan "Namus" kavramının bir özetiydi.
Sütçü İmam dışarı fırladı. Olay yerinde bir kargaşa vardı. Çakmakçı Sait adında bir genç, kadınları korumak için silahsız bir şekilde askerlerin üzerine atılmıştı. "Durun bre kafirler!" diye bağırmıştı Sait. Cevap olarak Fransız kurşunu yedi. Sait oracıkta, kanlar içinde yere yığıldı.
General Querette'in "sinek gibi ezeriz" dediği an, işte bu andı. Silahsız bir Türk genci ölmüştü. Fransız askerleri gülüyordu. "Kim durduracak bizi?" der gibi bakıyorlardı.
Sütçü İmam, yerde yatan Sait'e baktı. Sonra kadınlara. Sonra o sırıtarak kadının peçesine uzanan askere.
O an, Sütçü İmam'ın içinde bir şeyler değişti. O mülayim sütçü gitti. Yerine, bir milletin öfkesi geldi.
Şalvarının altındaki Karadağ tabancasını çekti. Eli titremedi. Hesap yapmadı. "Sonum ne olur" diye düşünmedi.
Tek bir saniye. Tek bir karar.
BUM!
Silah sesi, Maraş'ın taş duvarlarında yankılandı. Peçeye uzanan el havada kaldı. Ermeni Lejyoneri, alnının ortasından vurulmuştu. Kanlar içinde yere yığıldı.
Diğer askerler şok içindeydi. Bir "köylü", bir "sütçü", Fransız üniformasına ateş etmeye cüret etmişti? Sütçü İmam durmadı. Havaya ateş etmedi. Kaçmadı. Silahını diğerlerine doğrulttu. Bakışları, kurşundan daha ağırdı.
Askerler, o bakıştan korkup yaralı arkadaşlarını da sürükleyerek kaçmaya başladılar.
General Querette'in Masası, 1 Saat Sonra
Karargah odası gergindi. General Querette, masasına bırakılan raporu okuyordu. "Bir Türk sivili... askerimizi vurdu. Ölü."
Querette, şarabından bir yudum aldı. Yüzünde şaşkınlıktan çok öfke vardı. "Kimmiş bu adam? Bir çete lideri mi? Bir Osmanlı subayı mı?"
Yüzbaşı başını eğdi. "Hayır efendim. Araştırdık. Bir... sütçü."
"Sütçü mü?" Querette kahkaha attı. Sinirli, inanmayan bir kahkaha. "Bana diyorsunuz ki, imparatorluğun askerini, elinde güğüm taşıyan bir sütçü mü vurdu?"
Ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Aşağıdaki şehre baktı. Şehir artık sessiz değildi. Minarelerden ezan sesleri, sokaklardan fısıltılar yükseliyordu.
"Bulun o adamı," dedi Querette. "Hemen. Ve ibret-i alem için meydanda asın. Bu halka bir ders verelim. Bir sütçünün Fransız ordusuna kafa tutamayacağını görsünler."
Информация по комментариям в разработке