Yunan Askerleri Neden Kaybettiklerini Kendi Günlüklerinde Yazdı
On beş Mayıs bin dokuz yüz on dokuz. İzmir limanı. Yunan gemileri demirlemişti. Binlerce asker karaya çıkıyordu. Sevinçle. Heyecanla. Bayraklar dalgalanıyordu. Müzik çalınıyordu. Kalabalık alkışlıyordu.
Bu, tarihi bir olayı eğitim amaçlı anlatan bir belgeseldir. İçerikte askeri operasyon ve kişisel tanıklıklar bulunmaktadır.
Gemilerden biri, Averof zırhlısı. Güvertesinde, yüzlerce genç asker. Çoğu yirmi yaşında. İlk kez deniz görmüşlerdi. İlk kez vatanlarından uzaklaşmışlardı. Ama korkmuyor değillerdi. Heyecanlıydılar.
Aralarında, Dimitrios Papadopoulos vardı. Yirmi iki yaşında. Selanik'ten. Çiftçi ailesinin oğlu. Üç ay önce askere alınmıştı. Şimdi, İzmir'e çıkıyordu.
Çantasında küçük bir defter vardı. Her gün yazıyordu. Annesi demişti: "Dimitri, yaz. Her şeyi yaz. Döndüğünde, birlikte okuruz."
O gece, gemide, kandil ışığında, ilk kaydını yazdı:
"On beş Mayıs bin dokuz yüz on dokuz. Bugün İzmir'e vardık. Anne, görseydin! Ne güzel şehir! Deniz maviydi. Gökyüzü açıktı. Ve insanlar... insanlar bizi alkışladı! Rumlar, Yunanlılar, hepsi sokaktaydı. Bayrak sallıyordu. 'Yaşasın!' diye bağırıyordu. Biz kahramanız, anne. Biz onları kurtarmaya geldik. Komutanlar diyor ki: üç ay. Belki dört. Sonra eve dönüyoruz. Seni çok özledim. Ama gurur duyuyorum. Çünkü burada, tarih yapıyoruz."
Defteri kapattı. Uyudu. Huzurlu bir uyku. Çünkü yarın, büyük bir görev başlıyordu.
Ertesi sabah. İzmir şehri. Yunan askerleri sokaklarda yürüyordu. Düzenli. Disiplinli. İnsanlar bakıyordu. Bazıları gülümsüyordu. Bazıları sessizce izliyordu. Bazıları... endişeliydi.
Dimitrios, mangasıyla birlikte, sahil boyunca yürüdü. Her şey yeniydi. Binalar. Kokular. Sesler. Ama güzeldi. Heyecan vericiydi.
Yanındaki asker, Nikos, yirmi yaşında, Atina'dan, sordu: "Dimitri, sence gerçekten üç ayda biter mi?"
Dimitrios güldü. "Tabii! Komutanlar söyledi. Türkler zayıf. Osmanlı çöktü. Biz güçlüyüz. Modern orduyuz. Ne kadar sürebilir ki?"
Nikos başını salladı. Ama gözlerinde küçük bir tereddüt vardı.
Mayıs sonu. İlk iki hafta. Dimitrios, defterine yazmaya devam etti:
"Yirmi sekiz Mayıs. Anne, her şey iyi. Burada, geçici karargahta kalıyoruz. Yemekler iyi. Hava güzel. Bazen devriye geziyoruz. Şehirde. Ama tehlike yok. Türkler? Görmedik. Galiba kaçtılar. Komutanlar diyor: yakında içeri doğru ilerleyeceğiz. Birkaç kasaba alacağız. Sonra tamam. Savaş bitmeden bitiyor."
"Beş Haziran. Bugün Nikos ile sahilde yürüdük. Deniz çok güzel. Selanik'teki gibi ama daha mavi. İnsanlar bize bakıyor. Bazıları Yunanca konuşuyor. 'Hoş geldiniz' diyor. Bazıları Türkçe konuşuyor. Onları anlamıyorum. Ama problem yok. Barışçıl her şey."
"On iki Haziran. Anne, sana bir şey söyleyeyim. Ben artık endişelenmiyorum. Başta korkuyordum: savaş olacak mı? Ama hayır. Burası sakin. Türkler gözükmüyor. Belki gerçekten bizden korkuyorlar. Belki gerçekten kavga etmeyecekler. İyi olur. Çünkü ben kavga etmek istemiyorum. Sadece eve dönmek istiyorum."
Haziran ortası. Emir geldi: içeri ilerleme. İlk hedef: Aydın şehri. Doksan kilometre içerde.
Dimitrios ve mangası, trenle yola çıktı. Tren yavaştı. Sıcaktı. Ama heyecan vardı. İlk kez, "gerçek görev" yapıyorlardı.
Tren penceresinden dışarı baktı. Ovalar. Tepeler. Köyler. Boş köyler. İnsanlar göç etmiş gibiydi.
Nikos sordu: "Dimitri, neden köyler boş?"
Dimitrios omuz silkti. "Bilmiyorum. Belki korktular. Belki kaçtılar."
"Ya da," başka bir asker, Kostas, ekledi, "belki bizi istemiyorlar."
Dimitrios başını salladı. "Hayır. Biz onları kurtarmaya geldik. Neden istemesinler?"
Ama Kostas cevap vermedi. Sadece pencereden dışarı baktı. Sessizce.
Yirmi Haziran. Aydın'a vardılar. Şehir boştu. Halk kaçmıştı. Sadece birkaç yaşlı kalmıştı. Yunan bayrağı dikildi. Komutanlar memnundu.
Ama Dimitrios, defterine yazdığında, tonu biraz farklıydı:
"Yirmi Haziran. Aydın'a geldik. Şehir garip. Boş. Hayalet gibi. Evler var ama insan yok. Komutan diyor: zafer. Ama garip hissediyorum. Zafer böyle mi olur? Alkış yok. Karşılama yok. Sadece... boşluk."
Temmuz bin dokuz yüz on dokuz. İlerliyor devam etti. Daha fazla kasaba. Daha fazla boş yerler. Dimitrios ve arkadaşları, Uşak yakınlarında konuşlandırıldı.
İlk iki ay geçmişti. Üç aylık tahmin yarı yolundaydı. Ama savaş bitmemişti. Hatta başlamamıştı bile. Sadece... bekleme vardı.
Dimitrios yazdı:
"On iki Temmuz. Anne, burada çok sıcak. Kırk derece. Çadırda uyuyoruz. Gece biraz serinliyor ama gündüz dayanılmaz. Su az. Yemek tekrarlı. Her gün aynı: ekmek, zeytin, peynir. Bazen et. Ama az. Komutanlar diyor: tedarik geliyor. Ama yavaş. Çünkü yollar uzun."
"İki ay oldu burada. Üç ay dediler. Ama henüz bir şey yapmadık. Sadece kasabalar aldık. Boş kasabalar. Türkler? Hâlâ görmedik. Nerede onlar? Neden savaşmıyorlar? Garip."
Информация по комментариям в разработке