53. Ders Mektubat 1. Kısım 22. Mektup 1.2.3. vecihler, sayfa 108, 109, 110 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Müslümanlar arasında ayrılığın neticeleri.
Müminin münine olan hasedi ne demektir.
İslam içindeki adalet nasıl omalı
Ayrıca
45 Hayır İsteyen ONDAN İstemeli. ALLAH'ın (c.c) ilmini anlamak. Av. Ali KURT
• (45) 20.Mektup 9.Kelime/1 | Bütün hayırlar...
48 Allah'ın Gücü Her Şeye NASIL Yeter? Av. Ali KURT
• (48) 20.Mektup 10.Kelime/2 | Herşeyi yarat...
33 Dünyanıza KARIŞMIYORUM! Bediüzzamana yapılan Hukuksuzluklar. Av. Ali KURT
• (33) 16.Mektub'un Zeyli | "Said 50 bin nef...
YİRMİ İKİNCİ MEKTUB
بِاسْمِه۪ وَاِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪
Şu mektub “İki Mebhasdır.” Birinci Mebhası, ehl-i îmânı uhuvvete ve muhabbete da‘vet eder.
Birinci Mebhas:بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ
اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيُّ حَم۪يمٌ
وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ
Mü’minlerde nifâk ve şikāk, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgîrlik ve inâd ve hased, hakîkatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı ictimâiyece ve hayat-ı ma‘neviyece çirkin ve merdûddur. Muzır ve zulümdür. Ve hayat-ı beşeriye için zehirdir. Şu hakîkatin gayet çok vücûhundan “Altı Vechini” beyân ederiz.
Birinci Vecih: Hakîkat nazarında zulümdür. Ey mü’mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasıl ki sen bir gemide veya bir hânede bulunsan, seninle beraber dokuz ma‘sûm ile bir cânî var. O gemiyi gark ve o hâneyi ihrâk etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zâlimliğini semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hatta bir tek ma‘sûmGünahsız dokuz cânî olsa, yine o gemi hiçbir kānûn-u adâletle batırılmaz. Aynen öyle de, sen bir hâne-i Rabbâniye ve bir sefîne-i İlâhiye olan bir mü’minin vücûdunda, îmân ve İslâmiyet ve komşuluk gibi,dokuz değil, belki yirmi sıfât-ı ma‘sûme varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir cânî sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hâne-i ma‘nevî-i vücûdun ma‘nen gark ve ihrâkına, tahrîb ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî‘ ve gaddar bir zulümdür. İkinci Vecih: Hem hikmet nazarında dahi zulümdür. Zîrâ ma‘lûmdur ki, adâvet ve muhabbet, nûr ve zulmet gibi zıddırlar. İkisi ma‘nâ-yı hakîkîsinde olarak beraber cem‘ olamazlar. Eğer muhabbet, kendi esbâbının rüchâniyetine göre bir kalbde hakîkî bulunsa, o vakit adâvet mecâzî olur. Acımak sûretine inkılâb eder. Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenâlığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için nass-ı hadîs ile “Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp, kat‘-ı mükâleme etmeyecek.”Eğer esbâb-ı adâvet galebe çalıp adâvet hakîkatiyle bir kalbde bulunsa, o vakit muhabbet mecâzî olur. Tasannu‘ ve temelluk sûretine girer.
Ey insafsız adem! Şimdi bak ki, mü’min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünki nasıl ki sen âdî, küçük taşları Ka‘be’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin! Aynen öyle de, Ka‘be hürmetinde olan îmân ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye, muhabbeti ve ittifâkı istediği halde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdî taşlar hükmünde olan bazı kusûrâtı îmân ve İslâmiyet’e tercîh etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın!
Evet, tevhîd-i îmânî, elbette tevhîd-i kulûbü ister. Ve vahdet-i i‘tikād dahi, vahdet-i ictimâiyeyi iktizâ eder. Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir râbıta anlarsın. Ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telakkî edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münâsebet hissedersin. Halbuki îmânın verdiği nûr ve şuûr ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-yı İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifâk râbıtaları ve uhuvvet münâsebetleri var. Meselâ, her ikinizin Hâlik’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Ma‘bûd’unuz bir, Râzık’ınız bir, bir bir, bine kadar bir bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhîdi, vifâk ve ittifâkı, muhabbet ve uhuvveti iktizâ ettiği ve kâinâtı ve küreleri birbirine bağlayacak ma‘nevî zincirler bulundukları halde; şikāk ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercîh edip mü’mine karşı hakîkî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o râbıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbâb-ı muhabbete karşı bir istihfâf ve o münâsebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i‘tisâf olduğunu, kalbin ölmemiş ise, aklın sönmemiş ise anlarsın!
Üçüncü Vecih: Adâlet-i mahzayı ifade eden وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰي sırrına göre, bir mü’minde bulun...
Информация по комментариям в разработке